“Bankacılık” denildiği zaman aklınıza gelen ilk kelimeyi söyleyin dediğimizde kredi, mevduat veya faiz kelimelerinin en ön sıralarda olacağını tahmin etmek pek de zor olmaz. Bankaların müşterilerine kredi verip karşılığında faiz geliri elde ettiğini; mudilerinden mevduat alıp karşılığında faiz ödediğini düşünürsek faiz gelirinin bir denge tahtasının iki ucunda bulunan kredi ve mevduat ağırlıklarının ortasında bulunan bir denge unsuru olduğunu varsayabiliriz. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) hazırladığı Haziran 2017 tarihli Türk Bankacılık Sektörü Temel Göstergeleri Raporu’nda belirtildiği üzere Türkiye’deki bankaların toplam varlıkları içerisinde kredilerin payı %65, toplam yükümlülükleri içinde mevduatın payı ise %53 olarak gerçekleşmiştir. Yine aynı raporda bankaların konsolide gelir tablosuna bakıldığında 2017 yılının ilk altı ayında bankaların elde ettiği TL 25 milyar net karın tamamı faiz gelirinden oluşmaktadır. (Net karı etkileyen diğer kalemlerden Özel Karşılıklar TL 10 Milyar, Faiz Dışı Giderler TL 13 Milyar, Vergi Provizyonu ise TL 6 Milyar zarar göstermektedir.) Bu da bankalar için faiz gelirinin ne kadar önemli olduğunu bize göstermesi için gayet yeterli bir veri olarak karşımıza çıkmaktadır.

O zaman şu soru ile konuyu biraz daha açalım: Bankaların en önemli gelirinin kaynağı olan faizin elde edilmesinde baş rolü üstlenen “kredilerin” verilmesi kararında en önemli etkenler nelerdir? Kuvvetle muhtemel ki birçoğunuzun yanıtı karlılık ve uygun teminat yapısı olacaktır. Zira, bankaların kendi özel şartlarını hariç tutarsak, uygun teminat yapısını kurabildikleri ve sabit maliyetlerini karşıladıkları her durumda kredi vermek isteyeceklerini varsayabiliriz. Ülkemizin içinden geçtiği zor ve dalgalı ekonomik şartlar düşünüldüğünde bankaların verdiği kredilerin vadesinde geri dönüşünü sağlaması ve buna yönelik teminat yapısı oluşturması ise kendi iş akışlarının en önemli parçalarındandır.

Özellikle 2000’li yıların başında adından söz ettirmeye başlayan ve 2010 yılı sonunda yapılan yasal düzenlemeyle şartları bugünkü halini almış olan Tedarikçi Finansmanı işlemleri, bankalar için adeta nefes alma alanı olmuştur. Özünde, alıcı firmalara ödeme vadesini uzatma, tedarikçilerine ise alacaklarını erken tahsil etme imkanı sunan Tedarikçi Finansmanı işlemleri bankalara geleneksel kredi yaklaşımının yanında önemli bir alternatif yaratmıştır. Hatta en önemli fark olarak banka ile müşteri arasında olan kredi ilişkisini, Tedarikçi Finansmanı’nın tarafları olan alıcı ve satıcıya yayarak hem daha geniş tabanlı hem de kapalı devre bir finansman imkanı yaratmıştır.

Bankaların Tedarikçi Finansmanı işlemlerine yönelmelerinin başlıca nedenlerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

  • Geleneksel kredi işlemlerine göre daha düşük Risk Ağırlıklı Aktif yapısı, bunun karşılığında daha yüksek Öz Sermaye Karlılığı,
  • Finansal yönden güçlü olan Alıcı’nın ticari borçlarını güvenle finanse etme imkanı,
  • Tedarikçi finansmanı ile kurulan otomatize yapı ile daha yüksek çalışma verimliliği,
  • Yüksek montanlı ve dağınık riskli işlem yapabilme imkanı,
  • Hukuki olarak daha güçlü olan temlik yapısının olması,
  • Yükleme/Kabul sonrası finansman imkanı,
  • Alıcı ve Satıcı’ya daha avantajı maliyetler sunarak rekabet avantajı elde etme,
  • Uzun soluklu, kontrol edilebilir daha güçlü müşteri ilişkisi
  • Kapalı devre iş akışı

Ülkemizde çok uzun bir geçmişi olmayan Tedarikçi Finansmanı işlemlerinin, bankalara sağladığı ve yukarıda belirtilen avantajları düşünüldüğünde, önümüzdeki günlerde adından çok söz ettireceği ve artan hacimle birlikte kendi ekosistemini yaratan bir ürün olacağını söyleyebiliriz.